Haber Merkezi - Ortadoğu’da yedi haftadır devam eden savaş ve ardından gelen kırılgan ateşkes süreci, sadece bölgenin değil, küresel güç dengelerinin de yeniden tanımlandığı bir döneme işaret ediyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı belirli rotalar üzerinden trafiğe açma hamlesine karşılık Donald Trump’ın deniz ablukası kararlılığı, gözleri Washington ve Pekin arasındaki büyük stratejik rekabete çevirdi. Uzmanlar, savaş sonrası jeopolitik tabloyu şekillendirecek dört temel senaryoyu masaya yatırıyor.
ABD hegemonyasında kontrollü gerileme
Mevcut duruma en yakın görülen ilk senaryo, ateşkesin kapsamlı bir barış anlaşmasından ziyade bir "ara formül" olarak kalmasına dayanıyor.
Bu tabloda ABD; İran’ın drone, füze ve nükleer altyapısına ağır darbeler vursa da bir "rejim değişikliği" gerçekleşmiyor. Çin ise gelişmeleri uzaktan izleyerek Tahran ile ekonomik bağlarını korumaya odaklanıyor.
Eğer Hürmüz Boğazı’ndaki kriz sınırlı kalırsa, ABD ile Körfez ülkeleri arasındaki güvenlik ortaklığı derinleşebilir.
Ancak İran’ın boğaz güvenliğini bozmaya devam etmesi veya gemilerden "geçiş vergisi" talep etmesi durumunda, Japonya ve Güney Kore gibi ABD müttefikleri enerji güvenlikleri için Washington’dan bağımsız kararlar almak zorunda kalabilir. Bu durum, Batı ittifakında bir çatlağa yol açarak uzun vadede Çin’in lehine bir zemin hazırlayabilir.
Pekin için stratejik kazanım dönemi
İkinci senaryoda Pekin, Washington’ın savaşı nihai bir sonuca ulaştıramadığını veya isteksiz olduğunu görerek sahaya daha aktif bir şekilde iniyor. Çin’in İran’a verdiği destek "ekonomik fayda" düzeyinden askeri, istihbari ve lojistik iş birliğine evriliyor.
Bu süreçte Çin-Rusya-İran ittifakı her zamankinden daha güçlü bir blok haline gelirken, Tahran savaşın yaralarını beklenenden çok daha hızlı sarıyor. Eğer İran, Hürmüz Boğazı’nı sadece Çin bağlantılı gemilere tam kapasite açarsa, ABD yaptırımları işlevsiz hale gelebilir.
Kendi enerji arzını korumak isteyen Avrupa ve Asya ülkelerinin Washington yerine Pekin’in sunduğu güvenlik şemsiyesine yönelmesi, ABD’nin küresel liderliği için tarihin en büyük kırılmalarından biri olabilir.
