İran saldırısında yaralanan bir Peşmerge’nin, Süleymaniye’deki hastaneler tarafından kabul edilmediği için şehit düşmesi karşısında HİÇ ŞAŞIRMADIM.
Milli ve Kürdistani bir şuurdan yoksun kalmış, aidiyet ruhunu yitirmiş bir iklimde her türlü yozlaşmış davranışı beklemek artık işten bile değildir. Ne yazık ki "kültürel Kürdlük", "milli Kürdlüğün" yerine ikame edilmiş; bu sakat yaklaşım bir hakikat gibi telakki edilerek, tüm sistem bu yanlışın üzerine bina edilmiştir.
Böylece ortaya, sığ bir düşünce biçimi ve dar bir alan tasavvuru olan "Kürd endüstrisi" çıkmıştır. Bu kavram; Kürdlüğün ve Kürdistanileşmenin önündeki en büyük engel olan; bireysel, kültürel ve ideolojik pazarlama taktiklerinin bir diğer adıdır. Bir zamanlar bir dostumuz bu durumu "panel ve çalıştay pazarı" olarak nitelemişti.
Bunu da bazı sivil toplum kuruluşlarının, belirli kaynakları kullanarak, hep aynı çevre ve isimlerle toplantılar düzenleyip sanki devasa bir iş yapıyormuş gibi bir illüzyon yaratmasına örnek göstermişti.
Şimdilerde tam da bu kuşatılmışlığı genel anlamda yaşamaktayız. Bu endüstriyel çarkın içinde "Kürdlüğe" dair özgün bir ses ya da kapsayıcı bir "Kürdistani milli oluşum" bulunmamaktadır. Sadece, daha önce de sıklıkla vurguladığımız gibi; bölgesel, bireysel, örgütsel ve lider odaklı bir var olma sancısı yaşanmaktadır. Bilindiği üzere bu tür parçalı hareketlilikler ve benmerkezci tarzlar; Kürd toplumu gibi, Kürdistan gibi bir ülkenin geleceğini kurmada veya ulusal bir bütünlük oluşturmada asla sonuç alıcı yöntemler değildir. Aksine; mevcut durumu daha da zayıflatan, içinden çıkılmaz bir kördüğüme dönüştüren ve toplumsal ruh halini patolojik bir seviyeye taşıyan bir yapı inşa eder.
Kürdistan Bölgesi’nde, 14 Nisan 2026 tarihinde Surdaş Kampı’nda bulunan Komele güçlerine yönelik İran tarafından düzenli İHA saldırıları gerçekleştiriliyor. Yine bu tarihteki bir saldırı sonrası, XEZAL MEWLAN ÇAPERABAD ile iki arkadaşı ağır yaralandı.
Yakınları, yaralı Peşmergeleri ulaştırdıkları Süleymaniye’deki bazı hastanelerin onları kabul etmemesi nedeniyle, gencecik bir canın kan kaybından şehit olduğunu feryat ederek anlattılar. Hastane yöneticilerinin bir kısmı iddiaları reddederken, kimisi "yer yok" dedi, kimisi ise "adli vaka kabul etmiyoruz" gibi vicdan sızlatan bürokratik mazeretlerin arkasına sığındı. (Haberin sarsıcı ayrıntıları 16 Nisan 2026 tarihli Rûdaw’dan okunabilir.)
Bu olay, yalnızca bir Peşmerge’nin ölümü değildir; bu, bir bütün olarak Kürd’ün ve Kürdlüğün ölümüdür. Daha evvel ısrarla altını çizdiğimiz "Kürd düşünce, örgüt ve oluşumlarının" her anlamda bir "Kürd endüstrisine" dönüştüğünün en trajik ve en acı vesikasıdır.
