ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın başlangıcında, İranlı liderler, siyasi gözlemciler ve hem bölgesel hem de küresel araştırma merkezleri arasında büyük bir yanlış anlama ortaya çıktı. Hürmüz Boğazı’nın, İran’ın elinde en az nükleer silah kadar güçlü bir "koza" olduğu sanılıyordu. Ancak bu büyük bir yanılgıydı; çünkü Hürmüz, İran’ın değil, aslında ABD’nin elindeki bir silahtı.
ABD’nin mantıklı bir gerekçe olmadan Hürmüz Boğazı’nı kapatması dünya kamuoyu nezdinde çok zordu. Savaş ne kadar uzarsa uzasın, ABD’nin bu stratejik noktayı bir silah olarak kullanması için meşru bir zemini yoktu.
Fakat ne zaman ki İran, Boğaz’ı doğrudan bir savaş unsuru haline getirdi ve kapatma tehdidinde bulundu, işte o an ABD’nin amaçlarına büyük bir hizmet etmiş oldu. ABD tam olarak İran’ın bu hatayı yapmasını bekliyordu.
Daha önce bir yazımda belirttiğim gibi; "düşmanını, senin çıkarlarına hizmet edecek şekilde davranmaya zorlamak" büyük bir sanattır. ABD ve İsrail, İran’a karşı bu sanatı ustaca kullandı ve İran’ın hamlelerini kendi stratejilerine uygun hale getirdi.
Eğer İran, Boğaz’ı kapatma tehdidinde bulunmasaydı ve buranın uluslararası bir ticaret yolu olarak kalmasına izin verseydi, savaşın uluslararası dengeleri ve sonuçları kesinlikle bugün İran’ın aleyhine olan bu noktaya gelmezdi.
Kürtlerin meşhur deyimiyle, ABD "bir taşla birden fazla kuş vurdu." Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla ABD birçok hedefe aynı anda ulaştı.
Avrupa’nın terbiye edilmesi
ABD, bir süredir Avrupalı müttefiklerini cezalandırmak için fırsat kolluyordu. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası (özellikle Trump’ın gelişiyle) Rus petrol ve gazına uygulanan yaptırımlar Avrupa’yı büyük bir ekonomik krize sokmuştu.
Bununla da yetinmeyen ABD, gümrük vergileriyle Avrupa’yı iyice köşeye sıkıştırdı. Savaşın başında Avrupa ülkeleri ABD ve İsrail’in yanında savaşa girmeyi reddedince; ABD, İran’ın Hürmüz’ü kapatmasıyla Avrupa’nın boğazına sarıldı.
Eğer Boğaz uzun süre kapalı kalırsa Avrupa ekonomisi çökecektir. ABD’nin istediği tam da buydu.
Çin’in dizginlenmesi
Dev bir enerji tüketicisi olan Çin, günlük 10 milyon varil petrole ihtiyaç duyuyor. Bunun bir kısmını İran’dan piyasanın çok altında, ucuz fiyata alıyordu; kalan 6 milyon varili ise Körfez ülkelerinden tedarik ediyordu.
