Bu günlerde İran vatandaşları, günlük ihtiyaçlarını alırken market rafları önünde her zamankinden daha fazla duraksıyor. Artık her şey için ceplerindeki paranın ince hesabını yapmak zorundalar: Bir kilo yemeklik yağ mı? Bir koli yumurta mı? Yoksa bir çuval pirinç mi? Sonunda hangisini alacaklarına ve hangisini rafa geri bırakacaklarına karar vermek zorunda kalıyorlar. Aslında bu, savaşın 65. günündeki İran’ın en temel ve belirgin manzarası olarak görünüyor.
Mart 2025’ten Mart 2026’ya kadar olan süreçte ekmek ve tahıl fiyatları yüzde 140, kırmızı ve beyaz et yüzde 135, katı ve sıvı yağlar yüzde 219, süt ürünleri ve yumurta fiyatları ise yüzde 116,8 oranında arttı.
Bunlar, İran İstatistik Merkezi’nin savaşın ilk ayıyla sona eren 12 aylık dönemi kapsayan resmi verileri. Ancak bu rakamlar sadece başlangıçtır; çünkü o günden bu yana fiyatlar çok daha şiddetli bir şekilde yükseldi.
Gıda, ilaç, otomobil, elektrikli ev aletleri ve petrokimya ürünlerinin tamamı bu hafta, geçen haftaya kıyasla daha pahalı hale geldi. Tümen, Tahran piyasasında bir dolar karşısında 190 bin seviyesine gerileyerek tarihi en düşük değerini gördü. Sadece 12 ay önce bu değer yaklaşık 80 bin Tümen civarındaydı. Yani Tümen, bir yıl içinde değerinin yarısından fazlasını kaybetti.
Buna karşılık hükümet, yeni yıl (Hicri Şemsi) için asgari ücreti yüzde 60 oranında artırdı. Ancak İran’da asgari ücret şu an 17 milyon Tümen’in altında; bu da sadece 92 dolara tekabül ediyor. Hükümet, temel gıda ve ihtiyaç maddelerinin halka daha ağır yük olmaması için ayda 10 dolardan az bir sübvansiyon desteği sağlıyor.
Savaş nadiren tek bir darbe şeklinde gelir. Aksine, her biri ayrı ayrı kontrol edilebilen ancak birleştiğinde felakete yol açan birikmiş baskılar zinciri olarak gelir. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları başladığında, İran ekonomisi sadece bu savaş yüzünden değil, savaştan önceki 10 yılın birikimiyle zaten çok zayıflamıştı. Kişi başına düşen milli gelir 2012’deki yaklaşık 8.000 dolardan, 2024’te 5.000 dolara gerilemişti.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) verilerine göre, binlerce hava saldırısının yol açtığı fiziksel yıkım, geniş çaplı göçlere neden oldu. 23 binden fazla fabrika ve şirket vuruldu.
İran Çalışma ve Sosyal İşler Bakan Yardımcısı Gulamhüseyin Muhammedi, bu durumun 1 milyon doğrudan, 1 milyon da dolaylı iş kaybına yol açtığını belirtiyor. Resmi veriler, işsizlik sigortası başvurularında çarpıcı bir artış olduğunu gösteriyor: Son iki ayda 147 bin başvuru yapıldı ki bu, geçen yılın aynı döneminin yaklaşık üç katıdır.
İş kayıpları tüm sektörleri vurdu. Yeni işsizler ordusu arasında rafineri işçileri, tekstil fabrikası çalışanları, kamyon şoförleri, havacılık personeli ve gazeteciler bulunuyor. Cafer isimli bir veri analisti, yerel bir medyaya yaptığı açıklamada şirketinin tamamen kapandığını belirterek, "Şu an sadece hayatta kalabilmek için online taksi şoförü olarak çalışmayı düşünüyorum. Kira ve borçlarım var, ne olacağına dair hiçbir fikrim yok" diyor.
Bir havacılık personeli yöneticisi olan Süheyla ise 28 Şubat sabahını şöyle hatırlıyor: "Tam bir uçuş için hazırlanıyordum ki bir personelim arayıp her şeyin iptal edildiğini söyledi."
Quincy Enstitüsü analisti Hadi Kahalzade’ye göre, en ağır yükü kayıt dışı çalışanlar ile kamu sektöründeki düşük ve orta vasıflı, siyasi etkisi ve koruması az olan işçiler çekiyor. Deniz taşımacılığının durması ve ithalatın zayıflaması, İran’daki iş imkanlarının yüzde 50’sini tehlikeye atarken nüfusun yüzde 5’ini daha yoksulluğa itti.
UNDP, savaş nedeniyle İran’da yaklaşık 4,1 milyon kişinin daha yoksulluk sınırının altına düşeceğini öngörüyor.
İş kayıplarının yanı sıra, dijital çağda benzeri görülmemiş bir kriz yaşanıyor: Bugün itibarıyla 65 gündür aralıksız süren neredeyse tam bir internet kesintisi.
