Üzerinden 38 yıl geçmesine rağmen, belirli bir koku Kürdistan'ın üzerinde hala asılı duruyor. Hayatta kalanlar o kokuyu çok net hatırlıyor: Hardal gazının, yanmış toprağın ve sessizliğin kokusu. 1988'deki Enfal Soykırımı, yalnızca Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas rejiminin işlediği askeri bir suç değildi. Bütün bir halkı bedenleri, dilleri, köyleri ve hafızalarıyla birlikte tarih sahnesinden silmeye yönelik sistematik bir girişimdi.
Şubat ve Eylül 1988 tarihleri arasında Irak’ın çöllerine sürülen binlerce Kürt aile kayboldu. 4 binden fazla köy yıkıldı. Yüz binlerce insan yerinden edildi. 182 bine kadar Kürt katledildi ya da kaybedildi. Erkekler ailelerinden koparılarak infaz edildi. Kadınlar ve çocuklar kamplara götürüldü. Irak Kürdistan’daki geniş bir bölge boşaltılarak yerle bir edildi.
16 Mart 1988'de gökten kimyasal gaz yağdığında Halepçe bu dehşetin sembolü haline geldi. Saatler içinde yaklaşık 5 bin sivil yaşamını yitirdi. Sokaklardaki cansız bedenlerin görüntüleri dünyayı kısa bir süreliğine şoka uğrattı. Ancak Enfal, tek başına Halepçe'den çok daha büyük bir yıkımdı. Soykırım, Irak Kürdistan'ın hemen her köşesine ulaştı: Germiyan, Badinan, Karadax ve bugün isimleri sadece hayatta kalanların hafızalarında yaşayan yüzlerce köy.
Enfal trajedisi, aynı zamanda uluslararası sessizliğin trajedisiydi. Bu soykırım bir anda başlamadı; yıllar süren insanlıktan çıkarma (insandışılaştırma) politikalarının bir sonucuydu. On yıllar boyunca Irak'taki Kürtlerin siyasi hakları inkar edildi, topraklarından edildiler ve kültürel varlıklarından yoksun bırakıldılar. Soykırım toplu mezarlarla başlamaz. Bazı insanların diğerlerinden daha değersiz olduğu düşüncesiyle başlar. Bir dil yasaklandığında, kimlik inkar edildiğinde ve bütün bir halk tehdit olarak gösterildiğinde başlar.
Şiddet 1988'de sona ermedi; sadece biçim değiştirdi. Bugün bile hayatta kalanlar soykırımı bedenlerinde ve zihinlerinde taşıyorlar. Birçoğu travma sonrası stres bozukluğu, ağır depresyon, kronik anksiyete, uyku bozuklukları, psikosomatik hastalıklar ve karmaşık yas süreçleri yaşıyor. Kurtulanlar sık sık hiç bitmeyen kabuslardan, ani panik ataklarından, duygusal hissizlikten ve kalıcı bir güvensizlik hissinden bahsediyorlar. Birçoğu Enfal'den sonra bir daha asla normal bir yaşam kuramadı. Bazıları tüm ailelerini kaybetti. Diğerleri ise infazların, kimyasal saldırıların, açlığın ve kayıpların anılarıyla yaşamaya devam ediyor.
Fakat belki de en derin yara belirsizliktir. Binlerce kurban hala Irak'ın dört bir yanındaki isimsiz toplu mezarlarda yatıyor. Pek çok aile hala sevdiklerinin nereye gömüldüğünü bilmiyor. Ziyaret edilecek bir mezar, edilecek son bir veda, bir kesinlik yok. Yas yarım kalıyor. Acı, iyileşme fırsatı bulamamış açık bir yara gibi yaşamaya devam ediyor.
Daha da acı olanı, travmanın tek bir nesille sona ermemesidir. Kurtulanların çocukları ve torunları, bizzat yaşamadıkları anılarla büyüyorlar. Korkuyu, sessizliği, duygusal mesafeyi ve güvensizliği miras alıyorlar. Travma geçirmiş ebeveynlerin çocuklarının birçoğunda anksiyete bozuklukları, depresyon, bağlanma sorunları veya tehlikenin her an geri dönebileceğine dair sürekli bir his gelişiyor. Travma bir nesilden diğerine sadece hikayeler yoluyla değil; aynı zamanda sessizlik, davranışlar, korku ve aile ile toplum içindeki duygusal atmosfer aracılığıyla da aktarılıyor.
Enfal'in psikolojik etkileri sadece bireyleri değil, Kürt toplumunu bir bütün olarak şekillendirdi. Halk ile devlet, vatandaş ile siyaset, hafıza ile gelecek arasındaki ilişkiyi etkiledi. Bombardımanlar, yerinden edilmeler ve katliamlar arasında büyüyen bir nesil, bu deneyimleri yetişkinliklerine taşıdı. Bugün Kürdistan'daki siyasi liderlerin, aydınların ve tanınmış kişilerin birçoğu bu kuşağa mensup. Onların siyasi düşünceleri, korkuları ve hatta umutları savaş, kayıp ve güvensizlikle şekillendi.
Soykırımdan kurtulan toplumlar genellikle istikrara ve adalete olan inançlarını kaybederler. Bütün köyler saatler içinde yok olabildiğinde, geleceğin kendisi kırılgan hale gelir. Umut etmek zorlaşır. Güvenmek zorlaşır. Sıradan bir yaşam bile belirsiz hissettirebilir. İşte bu yüzden Enfal sadece tarihi bir olay olaydan ibaret değil. Bugüne kadar psikolojik, sosyal ve politik bir gerçeklik olarak varlığını sürdürmektedir.
Buna rağmen Enfal Soykırımı uluslararası alanda hala hak ettiği ahlaki tanınmayı görebilmiş değil. Halepçe'den gelen görüntüler kısa bir süreliğine dünyanın vicdanını sarstı. Ardından Kürdistan bir kez daha uluslararası kamuoyunun dikkatinden kayboldu. Jeopolitik çıkarlar, insanlığın çektiği acılardan daha önemli hale geldi.
İşte bu nedenle Enfal'i soykırım olarak tanımak hukuki bir eylemden çok daha fazlasıdır. Bu bir adalet eylemidir. Hayatta kalanlara, "Acılarınız gerçektir, ölüleriniz unutulmayacaktır ve tarihiniz önemlidir" demek anlamına gelir. Ancak sorumluluk sadece tanımakla bitmez.
