Erbil (Rûdaw) - Çin, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve ardından gelen küresel enerji gerilimine rağmen enerji arzında görece bir direnç göstermeye devam ediyor.
Yıllardır yaptırımların gölgesinde şekillenen İran petrolü ticareti, Çin’in özellikle Shandong eyaletindeki bağımsız rafinerileri için önemli bir düşük maliyetli kaynak oluşturmuştu.
Ancak yaklaşık 50 gündür devam eden savaş ve sonrasında gelişen süreç, Çin’in enerji tedarik zincirinde farklı aşamalarda etkisini gösteren yeni bir baskı ortamı yarattı.
ABD’nin deniz ablukası ise ilk kez tedarik akışında doğrudan bir yavaşlamaya işaret ediyor. Bu durum şimdilik fiziksel bir kıtlıktan çok, artan lojistik maliyetler ve daralan kâr marjları şeklinde hissediliyor.
1. Aşama: Önleyici stoklama (Ocak – 28 Şubat 2026)
Çin, yılın ilk iki ayında petrol ithalatını artırarak stoklama politikasına hız verdi. Ham petrol ithalatı geçen yıla göre yaklaşık yüzde 15,8 arttı.
Şubat ayının ikinci yarısında İran’dan yapılan günlük petrol sevkiyatı 3,78 milyon varile ulaşarak kısa süreli bir zirve gördü. Bu dönemde Çin, yaklaşık 1,2 milyar varillik stratejik rezerv kapasitesine ulaşmıştı.
Bu miktar, ülkenin yaklaşık 100 günü aşan ihtiyacını karşılayabilecek seviyede değerlendiriliyor.
İran petrolü, Brent petrolün 74 dolar seviyesine karşılık yaklaşık 60 dolar civarında temin edilerek Çinli rafinerilere varil başına önemli bir maliyet avantajı sağladı. Bu ticaret ağı, büyük ölçüde kayıt dışı sevkiyatlar ve bayrak değişimi yapan tankerler üzerinden yürütüldü.
2. Aşama: Savaş ve kısmi akış (Mart 2026)
4 Mart’ta İran, Hürmüz Boğazı’nı kapattığını açıkladı. Buna rağmen enerji akışı tamamen durmadı ve savaşın ilk döneminde İran’dan Çin’e toplam 11,7 milyon varil petrol sevkiyatı gerçekleşti.
Bu süreçte İran, Umman Denizi kıyısındaki Jask Terminali üzerinden alternatif bir ihracat hattı da devreye aldı.
