General Mustafa Barzani, dağların kucağında, 1903 baharında, rüzgârın Kürtçe fısıldadığı, meşe ormanlarıyla kaplı bir vadide açtı gözlerini. Çocukluğunu babasının, ağabeylerinin isyan ateşinden miras kalan bir meşale gibi taşıdı yüreğinde.
Aile boyu âlimlerdi, özel okulları-medreseleri vardı; Kürtçe ilim irfan öğretiliyordu. Aile asildi, başkalarının kültürüne, yaşam biçimine özenmediler. Ailede Kürtlüğün mertliği, konukseverliği ve kültürü egemendi.
14 Aralık 1914 yılında Mustafa Barzani'nin ağabeyi Şeyh Abdüsselam Barzani, Musul'da Osmanlılar tarafından idam edildi. Bu olay çocuk yaşlardaki Mustafa Barzani'nin gözleri önünde gerçekleşti. Bu olay, genç Mustafa Barzani üzerinde derin bir etki bırakmış ve onun sonraki yıllardaki mücadele azmini şekillendiren temel travmalardan biri olarak kabul edilir. Yaşadığı bir diğer önemli tarihî gelişme ise gençliğinde Mahabad’ın kısa ömürlü oluşunun travmasını yaşamasıydı; daha sonra yenilgiyi zafere, rüyasını gerçeğe dönüştürmek istiyordu.
Sovyet steplerini aşarak on iki yıl hasretle yurdu için sürgünde kaldı, sonra döndü topraklarına ve kaynağına; nehirler gibi inatla, kayalar gibi dimdik. Peşmergeler “Ölümden öteye” diyerek Kürdistan dağlarında direniş destanları yazdı.
Kürdistan Demokrat Partisi’ni kurdu, yarım asırlık bir ömür boyu Kürt’ün adını dünyaya duyurdu ve saygı duyurttu: Ne Bağdat’ın vaatleri ne Tahran’ın oyunları onu mat edemedi. Akciğer kanseriyle boğuşurken bile, Washington’ın soğuk odalarında bile, gözleri Zagros’ta, ruhu Barzan’da kaldı.
O, Kürt’ün özgürlük rüyasının ete kemiğe bürünmüş hâliydi. Her isyanında, her geri çekilişinde bile tohum ekti geleceğe; peşmergeye verdiği bayrak bugün semalarda dalgalanıyor.
Hiçbir ideolojiye kapılmadı, kanmadı. Kürt sosyolojisini, kültürünü, tarihini, antropolojisini ve mücadelesini merkezine koyarak yaşadı, yaşattı ve esas aldı. Kürt sosyolojisine yabancı retoriklere gerek duymadı. Kürtlüğün asaletini, kostümünü, kültürünü ve dilinin yaşatılmasının önemini biliyordu.
“Mela Mistefa”… Âlim Mustafa demek. Birçok yabancı dil biliyordu. İmkânsızlıklarına rağmen çocuklarını, ailesini, kadrolarını bir devleti yönetecek nitelikte yetiştirdi. General Mustafa Barzani, 20. yüzyılın en önemli Kürt ulusalcı liderlerinden biri olarak kabul edilir.
Kararlı, cesur, yurtsever ve karizmatik bir kişiliğe sahipti; fiziksel olarak güçlü yapısı, keskin bakışları ve etkileyici duruşuyla dikkat çekerdi. Genç yaşlardan itibaren sürgün, hapis ve mücadelelerle dolu bir hayat sürdürmesine rağmen hiçbir zaman teslim olmadı, işgalcilerden af veya özür dilemedi.
Reelpolitik anlayışa sahip, uluslararası güç dengelerini kavrayabilen akıllı bir stratejistti; aynı zamanda Kürt halkının ezilmişliğinin farkındalığını en derin millî bilinç ve onur duygusuyla yaşıyordu. Bağımsızlık ve özgürlük ideallerine sıkı sıkıya bağlıydı, bu uğurda hem dağlarda asimetrik savaşı verdi hem de siyasi örgütlenmeler kurdu.
