Kawa Amin Gulçin
Genel olarak Kürdistan’ın, özelde ise Süleymaniye’nin en belirgin özelliklerinden biri; farklı dinlerin, bileşenlerin ve kültürlerin bir arada yaşama geleneğidir. Yüzlerce yıl boyunca Müslümanlar, Hristiyanlar ve bölgedeki Yahudiler (1950 yılında Irak yönetimi tarafından İsrail’e gönderilene kadar), komşu ülkelere kıyasla Kürdistan’da görece huzur içinde yaşamlarını sürdürdü.
Süleymaniye; Müslüman, Hristiyan ve Yahudi Kürtlerin ortak emeğiyle inşa edilmiş bir şehirdir. Kürtler arasında “Mister Rich” olarak bilinen İngiliz siyasetçi Claudius James Rich, 1820’deki Süleymaniye seyahatnamesinde şehir nüfusunu şöyle tasvir eder: “İki bin Müslüman evi, 130 Yahudi evi, 9 Keldani Hristiyan evi ve beş Ermeni evi bulunuyor.”
Bu veriler, şehrin kuruluşundan itibaren farklı inançlara mensup insanların bir arada yaşayabildiğinin önemli bir göstergesidir.
Bu yazıda Süleymaniye Hristiyanlarının kökenine dair derin tarihsel tartışmalara girmek yerine; toplumun önde gelen Hristiyan şahsiyetlerinin, Kürdistan’ın üç önemli lideriyle kurduğu özel bağlara değinilecektir.
Kerim-i Alaka ve Şeyh Mahmud Berzenci
Halk arasında “Kerim-i Alaka” olarak bilinen Abdulkerim Elias Pauls, 1876 yılında Erbil’e bağlı Koye ilçesinin Hermote köyünde doğdu; 1948’de Bağdat’ta vefat etti. Babası gibi o da Süleymaniye’nin tanınmış tüccarlarından biriydi ve özellikle Rojhılatın Sine kentiyle güçlü ticari ilişkiler kurmuştu. Ailesi ise, cömertliği ve yardımseverliğiyle tanınıyordu.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Süleymaniye büyük bir kıtlıkla karşı karşıya kaldığında, Kerim-i Alaka örnek bir dayanışma sergiledi. Ambarlarını halka açarak yüzlerce insanın açlıktan kurtulmasına katkı sağladı.
Aydın bir şahsiyet olan Kerim-i Alaka’nın Şeyh Mahmud Berzenci ile güçlü bir dostluğu vardı. Nitekim Şeyh Mahmud, Aralık 1922’de Süleymaniye’de hükümetini kurduğunda onu Maliye Bakanı olarak görevlendirdi.
Bu tercih, şehir halkı tarafından takdirle karşılandı ve Hristiyanlar, Süleymaniye’nin modern tarihinde daha görünür bir rol üstlendi.
Süleymaniye’nin saygın eğitimcilerinden Latif Pols Sarraf’ın aktardığı bir anekdot, bu dostluğun niteliğini çarpıcı biçimde ortaya koyar:
İngilizler Şeyh Mahmud’u tutuklayarak Hindistan’a sürgüne gönderdiğinde, Kerim-i Alaka onun ailesine destek olur. Şeyh’in eşi Behi Hanım’a, içinde yüklü miktarda para bulunan bir zarf uzatarak bunun daha önce kendisine emanet edildiğini söyler.
Oysa yıllar sonra Şeyh Mahmud geri döndüğünde böyle bir emanetin hiç verilmediği anlaşılır. Kerim-i Alaka’nın bu davranışı, aileyi incitmeden yardım etme inceliğinin bir örneği olarak hafızalarda yer eder.
Onun şehre bağlılığı yalnızca yardımlarla sınırlı değildi. İngilizlerin Süleymaniye’yi bombaladığı dönemde birçok kişi şehri terk ederken, o ailesiyle birlikte kalmayı tercih etti. İngiliz subaylarının “neden gitmediği” sorusuna verdiği “Toprağına bağlı biriyim, vatanımı terk etmem” yanıtı, bu bağlılığın ifadesi olarak öne çıkar.
General Barzani ve Dr. Nuri Fettullahi
Kerim-i Alaka'nın yeğeni olan Dr. Nuri, 1907 yılında Süleymaniye'de doğdu. Tıp eğitimini 1928 yılında Cenevre'deki üniversitelerden birinde tamamladı.
1935 yılında Süleymaniye'ye döndü ve 1942-1947 yılları arasında Süleymaniye Sağlık Müdürü olarak görev yaptı.
Dr. Nuri, dar gelirli insanlara yaptığı büyük yardımlarla tanınan bir hekimdi; muayenehanesinin kapıları yoksullara her zaman sonuna kadar açıktı.
Birinci Barzan Devrimi'nin bastırılmasının ardından, aralarında Barzanilerin ruhani lideri Şeyh Ahmed Barzani ve devrimin askeri komutanı olan kardeşi Molla Mustafa Barzani'nin de bulunduğu Barzani ailesi fertleri, dönemin Irak makamları tarafından Barzan'dan Süleymaniye'ye sürgün edildi.
Barzaniler, özellikle de karizmatik bir kişiliğe sahip olan Molla Mustafa Barzani, 1936-1943 yılları arasında Süleymaniye'deki aydın, sosyal ve siyasi şahsiyetlerle geniş çaplı ilişkiler kurdu; bu çevreler arasında Hristiyan şahsiyetler de yer alıyordu.
