ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın ilk anlarının üzerinden yaklaşık bir buçuk ay geçti. Hürmüz Boğazı’ndaki sessizlik, modern tarihin "en pahalı sessizliği" haline geldi. Savaş öncesine kadar dünya ekonomisinin şah damarı olan bu boğazdan, günde 14 dev petrol tankeri geçiyor; 20 milyon varil petrol ve küresel sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihtiyacının yüzde 20’si buradan tüketicilere ulaşıyordu.
Bugün ise Hürmüz Boğazı; İran, ABD ve İsrail arasındaki savaşın ana meydanına dönüşmüş durumda. Boğazı düne kadar İran kapalı tutuyordu, bugünden itibaren ise kontrol ABD’ye geçti.
Donald Trump, İran limanlarından çıkan ve bu limanlara giden tüm gemileri engelleme kararı aldı. İran Devrim Muhafızları bu hamleyi "ateşkesin ihlali" olarak nitelendirerek ABD savaş gemilerini tehdit etti. Bu yeni gerilim, pratikte hiçbir petrol veya ticari geminin Hürmüz Boğazı’na yaklaşmaya cesaret edememesine yol açtı.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son raporuna göre bu durum, piyasadaki sıradan bir dalgalanma değil; tarihin en büyük enerji arzı şoku. Öyle ki, günde 5 milyon varil petrolün piyasadan silindiği 1973 krizinden bile daha şiddetli. Şubat ayında ortalama 74 dolar olan Brent petrolün varil fiyatı 141 dolara kadar çıktı ve şu an 110 doların üzerinde işlem görüyor.
Goldman Sachs’tan bir analist durumu şu sözlerle özetliyor:
"Bu artık bir fiyat artışı aşamasını geçti; dünya enerjisinin beşte biri bir anda piyasadan yok olduğunda, sadece fiyatlar değişmez, devletlerin işleyişine dair fiziksel yasalar yeniden yazılır."
Çin: Krizden hükümranlığa
Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin için bu savaş, doğrudan bir ulusal bekâ sınavı niteliğinde. Deniz trafiği izleme kuruluşu Kpler’in verilerine göre Çin, 2026 başında İran’dan günde 1,4 milyon varil petrol ithal ediyordu (toplam ithalatının yüzde 13’ü). Savaşla birlikte bu akış tamamen durdu. Dahası; Çin’in Suudi Arabistan, Irak ve BAE’den gelen ve toplam ithalatının yüzde 42’sini (günlük 4,9 milyon varil) oluşturan petrol sevkiyatı da Hürmüz Boğazı’ndaki kördüğüm nedeniyle mahsur kalmış durumda.
Buna rağmen Pekin’in tepkisi, stratejik bir dayanıklılık örneği sergiliyor. Goldman Sachs ekonomistleri, enerji şokunun Çin’deki enflasyonu yüzde 3,1’e çıkardığı ve 2026 büyümesinden yüzde 1,2 götüreceği konusunda hemfikir. Ancak dikkat çekici olan, Pekin’in bu krizi yeşil ve yenilenebilir enerji piyasasında dev bir sıçrama yapmak için fırsata çevirmesidir.
Sadece geçtiğimiz ay, Çin’in elektrikli ve hibrit araç ihracatı iki katından fazla artarak 349 bin adetle rekor kırdı. Küresel yakıt fiyatları uçarken Çin, batarya üretimindeki yüzde 60’lık payını "yeni petrol" olarak konumlandırıyor.
Diğer yandan 1,4 milyar varillik devasa stratejik rezervine güvenen ülke, Katar gazına alternatif olarak Rusya ile "Sibirya’nın Gücü-2" boru hattı görüşmelerini hızlandırdı. Çin, sadece krizi yönetmekle kalmıyor, fosil yakıtlı motorları devre dışı bırakacak bir dönüşümü içeride tetikliyor.
Bölgesel yıkım: Körfez ülkeleri
Dünya, New York borsasındaki ekranlardan fiyatları izlerken, savaşın gerçek bedelini Körfez ülkeleri ödüyor. Oxford Economics, Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkeleri için büyüme tahminlerini düşürerek ekonomilerinin bu yıl yüzde 0,2 oranında küçüleceğini öngörüyor. Ras Laffan sahası kapanmadan önce Çin’in gaz ihtiyacının yüzde 28’ini karşılayan Katar için durum bir varlık-yokluk meselesine dönüştü.
Riyad ve Dubai’de temel gıda fiyatları yüzde 120 arttı; çünkü bu ülkeler gıdalarının yüzde 80’ini Hürmüz Boğazı üzerinden alıyordu. Boğazın kapanması, onları devasa bütçeli hava kargo köprüleri kurmaya mecbur bıraktı.
İran içerisinde ise "direniş" sloganları, acı bir gerçeği örtemiyor: Ekonomik çöküş. Uydu görüntüleri ve ekonomik modellere göre, ABD ve İsrail’in nokta atışı saldırıları nedeniyle İran’ın sanayi kapasitesinin yüzde 66’sı devre dışı kaldı.
