Her insanın doğuştan bir ırkı vardır; cinsiyet gibi, ten rengi gibi, can evi gibi. Allah insanları birbirlerini tanısınlar diye kavim kavim yarattı. (Hucurat; 13). İnsan sonradan bir ırka tabi olmaz. Kendimi bildim bileli ateşten gömleği giymişim. Ateşten gömlek, Kürt olmak. Ateşten gömlek, namusunla ve onurunla yaşamaya çalışmak. Ateşten gömlek, anadilinin haysiyetini ve şerefini korumak.
Doğrusu ağır bir imtihan bu. Birileri doğuştan gelen bir özelliğiyle seni baskılamaya, ezmeye, yok etmeye çalışıyor. Birileri ırkını üstün sanıp herkesin kendisi gibi olmasını istiyor. Şeytani bir zan bu. Sen de ister istemez buna karşı koyuyorsun. Önünde iki seçenek var: silah ve kalem. Onun elinde silah var. Silahla kanunları yazmış, kalemin hükmünü boşa çıkarmış, hakikati kendine göre eğip bükmüş. Silahla karşılık versen ondan bir farkın kalmayacak. Zor ve imkânsız olanı tercih ediyorsun, kaleme ve kelimenin gücüne sığınıyorsun. Ateşten gömlek yanıp kor haline geliyor. Kan kırmızı bir mürekkeple ilk kelimeni yazıyorsun: özgürlük. Ve ilk sözünü okuyor kardeşin Habil: Er-geç kalem silahı yenecektir, hakikat galip gelecektir.
Doğuştan üzerimizde bulduğumuz bu ateşten gömleği çıkarıp atmak ne aklen mümkündür ne de etik olarak doğrudur. Öte yandan bu ateşten gömlekle yaşamak zordur, yakıcıdır, ağır bedel ister. Her Kürt’ün üzerinde bu ateşten gömlek vardır. Bazıları başkalarının derin sularında yüzerek ateşten gömleği unutma ve serinleme yoluna giderler. Bazıları da hayatları pahasına ateşten gömlekle yaşarlar, korkuya ve zorluklara aldırmazlar. Kendi gerçekliklerinde kavrulurlar, pişerler, olgunlaşırlar. Ham hayallerden mükemmel ölümler devşirmesini bilirler.
Birinci gruptakiler için diyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Onlar en başından itibaren başkalarının derin sularını tercih ederek taraflarını belli etmişlerdir. Bizim burada asıl üzerinde durmak istediğimiz ikinci gruptakiler. Çünkü ateşten gömlek ikinci gruptakilerin yaşama sebebi ve varoluş sembolü olmuştur. Bunlar ateşten gömleği herkesten ve her şeyden üstün tutarlar.
Tam da burada ideologlar ve dava adamları devreye girer. Her ideoloji kendine göre bir yorum getirir ateşten gömleğe. Eğip büker, küçültüp büyütür, kaldırıp indirir ateşten gömleği. İdeologlar kendi yorumlarını diğer yorumlardan üstün tutarlar. İşi daha da öteye taşımakta bir beis görmezler.
Benim “entegrasyonist yorumum” doğru, diğerleri külliyen yanlıştır, derler. Ancak ben bu sorunu çözerim, der A ideoloğu. Benim “federatif görüşüm” en doğrusudur, der B ideoloğu. Bana tabi olursanız ateşten gömlekle yaşama doktrinimi ortaya koyarım. Siz hiçbir şey bilmiyorsunuz, der C ideoloğu. Benim “üstün güçlerim” var. Bu güçler sayesinde ateşten gömlek gerçeğini evrensel kılıp dünyanın dört bir yanına salacağım, der. Özgürlük gibisi yoktur. Gel beraber özgür olalım. “Özgürlüğün anahtarı bendedir”, der D ideoloğu. Sonra diğer ideologlar görüşlerini belirtirler, yorumlarını yaparlar. Bu böyle devam eder. Bir açmaz ve bin çıkmaz sokağın içinde debelenip durur ideologlarımız.
Dava adamları ateşten gömleği hiçbir şeye ya da hiçbir yere bağlamazlar. Benim dahilim olmadan ortaya çıkmıştır ateşten gömlek. Ben bugün varım, yarın yokum ama ateşten gömlek hep var olacaktır; çünkü o beni ve hepimizi aşan bir hakikattir. Eğer bu hakikate göre yaşarsak ateşten gömleğin hakkını veririz ve onurlu yaşarız, onunla bir oluruz, der. Dava adamı ateşten gömleğe göre yaşar, ona teslim olur. Çünkü ateşten gömleği yaratanı ve onun ortaya çıkış sebeplerini bilir.
Tarih ateşten gömlekleriyle kül olan ideologlar mezarlığıdır. Kabil tarihin ilk mütekebbir ideoloğudur. Kardeşi Habil ise ateşten gömleğin ilk şahidi ve hakikatin ilk şehididir. Kendini bilen ateşten gömleği tanır ve ona mana katar. Kendini bilen hakikate teslim olur ve insanca yaşar. Kendini bilen ateşten gömleklerden ötelere bir yol bulur. Selam olsun kendinden başkalarına bir yol bulanlara.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



